Sanatım Üzerine

Yoğun bir nesne bombardımanın ardından, insanın büyük idealler dünyasının çöküşünü gördük ve gelecek umudumuzu yitirdik. İnsanlığın bilgi depolarının patlayarak ortalığa saçılmasının ardından, bilgi gerçekliğe giden bir yol olma iddiasını yitirdi. İnsanın bütünsel akıl yerine, vahşi hayvanlardan esinlenmiş gibi gözüken yararcı ve indirgeyici aklın bataklığına saplandığı, aklın egemenliğinin zaferini ilan ettiği günlerden kalan tüm umutlar bir bir yıkılmak zorunda kaldı artık. Sanat ve sanatçı yeniden, yeni bir yol ayrımına geldi. İnsanın doğasından bunca koptuğu, insan olma farkındalığını yitirdiği, yalnızlığın ve çaresizliğin kısır döngüsünde, umutsuzlukla çırpındığı çağımızda; sanat, varoluşunun ilksel nedenini, insanın soyut özünü ve insana kendi gerçekliğini anımsatma işlevini sürdürmek üzere kendini sorgulayarak yenileyecek, ya da insanın bütünsellikten, doğadan ve doğasından kopuşuna, renkler, ritimler, biçimlerle katılacaktır.

Her sanat yapıtı, yeni bir insan yapılandırmanın önermesidir. Sezilebilen bir insan, yepyeni henüz söze dönüşememiş bir duygunun izini süren bir insan. İnsanın bilinmeyenle karşılaşmasıdır, bilinenlerin tekrarlanması değil. Bilinenin tekrarlanmasını, yıpranmış imgelerin yinelenmesini, bitmek tükenmek bilmeyen alışkanlıklarla örülü “bilinçlendirme!” çabalarını, sabitlenmeyi temel alan, coşku yoğunluktan uzak bir insan yaklaşımını, günümüz sanatının yaygın alışkanlığı olarak görülebilir. Bugünkü sanat ayrışmasının temeli buradadır. Bu anlayışa karşı benim yaklaşımım, kendini yineleyen ve hangi isimle anılırsa anılsın kurallar içinde sıkışmış ve kıstırılmış insanı, onaylaya, oyalayan sanat anlayışı değil, insanı, bilinmeyenle karşılaşmaya ve yaratıcı güçlerini açığa vurmaya yönelten, sonsuz akış içinde, sürekli hareket halinde olan evrenle uyumlu insana, yönelik sanat yaklaşımıdır. Sanırım bugün sanatın yol ayrımı da bu noktada düğümlenmekte ve sanatçının dayatılan algı yönetimi karşısındaki duruşunu belirlemektedir.

Benim buradaki önerim, sonsuzlukla çevrili akışkan yaşamla bütünleşmiş insandır. Bu dinginliğin akışı, akışın dinginliğindeki insandır. Onun incelikli farkındalığıyla yoğrulmuş tepkisinin görselliğidir, arayışım. Bu ilksel sanatlara, kadim tekniklere yönelişimin nedenini açıklar. Burada ilk yaklaşım ilksel sanatın biçimlerinden çok, özünün yansıtılmasıdır. Ancak unutulmamalıdır ki, kadim sanatlarda teknik, biçim ve öz arasında bu günkü gibi bir ayrım gütmek mümkün değil. Çünkü söz konusu zamanlarda sanat, bütün insanlara ait olan, insanın insan olma potansiyelini olabildiğince yansıtmaktır. Bugün bu özü en net yansıtan sanat olarak şiir yaklaşımını temel alırken, teknik olarak ilksel sanatın bütün bedeni kullanan ve görselliği dolaylı yaratmayı yeğleyen yanını kullandım. İlksel sanattan söz ederken, insanın ilk kez sanat yapma nedeni ve buna uygun teknikten söz etmekteyim. İlksel tekniklerin, öz biçim diyalektiğinin görsel ve duyusal çözümünde, en dolaysız yöntem olduğunu düşünüyorum. Bu tekniği yatay ve dikey olarak üst üste geçen tek görüntüyle birbirinden farklı zaman ve mekân algısını aynı anda sunarak algımızı yenileyen bir anlayış geliştirmeyi hedefledim. Bu sayede resimlerimde hareket algısını ve her izleyişte farklı duygular yansıtmasını sağlamayı amaçladım. Diğer bir amacım ise, resimlerim sadece beni değil aynı zamanda izleyicileri de bilinmeyenle karşılaştırmaktır.